Site Menü
 İsLaM DüNYaSı
 Allah
 Adalet
 Ahirzaman
 Ahlak
 Aile
 Allah(CC)
 BakisAcimiz
 BelaveMusibetler
 BuyuFalKehanet
 CamiveMescid
 Cihad
 Cinler
 dinisozler
 Dua
 Dunya
 Duygular
 Evrim
 Faiz
 Felsefe
 FikirPariltilari
 Gayb
 HaccUmre
 HaccUmre
 HaciBektasVeli
 Hayvanlar
 Haramlar
 HidayetDalalet
 Hurriyet
 Hutbeler
 Hz_Muhammed
 Hz_MuhammedASM
 HzMuhammed
 Ibadet
 ilhamVahiy
 ilim
 ilmihalHanifi
 iman
 insanHaklari
 insanToplumAile
 Irkcilik
 islamMusluman
 islaminTebligi
 IslamTarihi
 islamveDigerDinler
 Kader
 Kadin
 Kainat
 Kullukibadet
 Kuran_
 KutsalKitaplar
 MahremKonular
 Melekler
 Metafizik
 MezhepveMesrepler
 MubarekGunveGeceler
 Muzikveilahi
 Namaz
 Nukteleribretler
 OlumveSonrasi
 Paygamberler
 RamazanOruc
 Ruhlar
 Sahabeler
 Sebepler
 Seytan
 siirxc
 Takva
 Tarih
 TasavvufveTarikat
 Tevekkul
 Ticaret
 VarliklardanAllaha
 VatanDevletMillet
 vehabilik
 Vesvese
 Zaman
 Zekat
 Kufur
 ictihad
15 Masum Pak
 HzMuhammed
 HzAli
 HzFatima
 HzHasan
 HzHuseyin
 HzAliRiza
 HzAliNaki
 HzHasanAskeri
 HzCaferiSadik
 HzMuhammedBakir
 HzMusaKasim
 HzMuhammedTaki
 HzZeynelAbidin
 HzMehdi
 Ehlibeyt
Kuran Ilahi Filmler
 ilahi
Kuran-i Kerim
Bismillahirrahmanirrahim
 Abdullah Basfer
 Abdullah Al Juhani
 Ali el Huzeyfi
 Muhammed Cibril
 Ahmet el-Acemi
 Abdulaziz Al-Ahmad
 Abdülmünim et-Tuhî
 Abûlbasît Abdussamed
 Ahmed Naina
 Antari
 Huzeyfi
 Mehmet Emin Ay
 Muhammed Rifat
 Mustafa Galves
 Abu Bakr Al-Shatery
 AbdurrahmanBukhaatiri
 Saidel
 Seyyid Mütevelli
 Tablavi
 Mustafa Ismail
Arama Motorlari
Google Visits19602
Yahoo Visits2192
Msn Visits2563
Jeeves Visits17
Excite Visits0
Lycos Visits0
InfoSeek Visits0
ziyaretci
Pazartesi70
Salı65
Çarşamba63
Perşembe43
Cuma90
Cumartesi83
Pazar87
Toplam:25415
En Çok:188

15 Masum Pak Ehlibeyt
Bismillahirrahmanirrahim
 Ehlibeyt
 Hz Muhammed
 Hz Ali
 Hz Fatima
 Hz Hasan
 Hz Huseyin
 Hz Ali Riza
 Hz Ali Naki
 Hz HasanAskeri
 Hz CaferiSadik
 HzMuhammedBakir
 Hz MusaKasim
 HzMuhammedTaki
 Hz ZeynelAbidin
 Hz Mehdi
News: İnşirah...
Haberler İnşirah “Döndüğünde yatağın dahi soğumamış olacak!” Zifiri karanlık bir yerdeyim. Bütün bilgim gören bir insanın ellerinin duyarlılığıyla sınırlı. Kimse yok, kimse olmadığı için korku da yok. En çok yalnızken güvendedir insan. Bunu öğrendim yaşadığım yerde. Kalabalıklardan sakınmak gerekir: çünkü kalabalıklar “duyarsızdır”. Kendinden uzaklaştıkça onlardan olduğunu zannedersin; ama bir kerecik konuşarak yürümek yeter aralarında, onlardan olmadığını anlamak için. “Kalabalıklar konuşmaz; çünkü düşünmezler.” Beni buraya getiren ses kalbime indiriyor cümlelerini. Düşünmek… Yığın halinde bir “markanın” peşinden giderken beni durduran şey “düşünmek”, ufak sorgulayışla hep geride bırakmak adımlarımı, sonuç; dışarıdan bakılınca umutsuz bir yalnızlığa gömülmek, ama içinde ta derinliklerinde aslında yalnız olmadığını ve asla olamayacağını hissetmek. Garip bir duygu. Kendi karanlığımdan açıyorum gözlerimi, çevrem daha bir aydınlık. “Düşündükçe nurlanacaksın!” Hiç tanımadığım bir sese güveniyorum; oysa “güven” karanlığın metropole doğuşuyla kaybettiğim gölgem gibi. Sesleniyorum sese: “Tüm bilinmezliğine rağmen güveniyorum sana. Biliyorum ki kendi kendimizi küçük duruma düşürdüğümüz bir korku filmi oynamıyor burada. Loşluğun ürperti vermiyor. Aklım normal bir insanın bu durumda korkması gerektiğini söylüyor; ama sen kalbime konuşuyorsun. “Kalp O’nun meskenidir.” “Ben tanımıyorum O’nu.” “Habersiz de değilsin!” Bir çırpıda, şuursuzca söylediğim cümlelerden biri daha. Uzaklaştıran ve batıran cümleler. Verilen cevapsa çok keskin. “Aramak zorunda olmadığını bul!” Bulunduğum yere çöküyorum. Sağ elimi kalbimin üzerine koyup sol elimle yüzümü kapatıyor ve hayatımda tanıdığım tek “bulan insanın” oturuşuna sığınıyorum. Onu kapı aralığından gözler “La ilahe illallah” deyip ileri geri sallanmasını seyrederdim. Sallandıkça sesi daha bir derinleşir sanki başka mekânlardan gelirdi. Bittiği zaman yüzünde gülümsemeyle kalkardı seccadeden. “Ne yapıyorsun anneanne?” “Zikir çekiyorum yavrum.” “Zikir nedir?” “Sevdiğinin ismini sayıklamak!” Kimi sayıkladığını bilirdim de sırf muziplik olsun diye “Dedemin ismini mi sayıklıyorsun?” diye sorardım. Kocaman bir “Tevbe estağfirullah” çeker, sırtıma hafifçe bir şaplak indirir, “Aklın ermez böyle şeylere, sen git toprakla oyna bakalım” derdi. Ben de canıma minnet, eteklerimi sallaya sallaya bahçeye yönelir, kapıdan “Abdullah Abdullah” diye bağırırdım. Anneannemin mest giydiği için arkamdan atacağı bir terliği yoktu. Onun tek katlı bahçeli evinde istediğim gibi “çocuk” olabilirdim. İkindiye kadar toprakla oynar, gâh kazar gâh kopardığım otları yerine diker gâh topraktan pasta yapardım. Anneannem ben kirlendikçe mutlu olur, “Aferin, özünle ne güzel anlaşıyorsun” derdi. Gerçi ne demek istediğini anlayamazdım. “Allah, Âdem’i aldı şöyle bir güzel yoğurdu” der dururdu. Aklıma komşumuz Nebahat Teyze’nin hamur yoğurması gelirdi, gülerdim. Ben de “yaratılmışın şekillendirilmesini” sembolik olarak canlandırmak için topraktan adam, kadın ve çocuk yapardım. Anneannem yaptıklarıma kızar “Haydi bir de ruh üfle bakalım” derdi. “Ruh nedir anneanne?”
Gönderen: NuRuL-HuDa Tarih: 09.05.2010 Saat: 22:04 (40 okuma)
(Devamı... | 8314 byte kaldı | yorumlar? | News | Puan: 0)



News: Bekliyoruz...!
Haberler BEKLİYORUZ Dünya zulüm ve kederin eşiğinde. Ufuklar kap karanlık bulutlarla yalnız. Mal ve mülkün esaretinde kalmış insanlık. Kızlarını diri diri toprağa gömen babalardan, hayvani duygularını tatmin etmeye çalışan sözde efendiler eziyordu kölelerini. İnsanların tümü çaresizliğin eşiğinde haykırıyor, ufukları kaplamış siyahî bulutlara. Yıl beş yüz yetmiş bir. Aylardan nisan. Günlerden öyle bir gün değil. Bir farkındalık var bugünde. Bir ayrıcalık var. Bu gün güneş bir başka doğuyor ufuktan. Karanlık olan her köşe aydınlanıyor sevgilinin nurundan. Bu gün; gün değil bir gül doğdu aslında ufuktan. Öyle bir gül ki, güller bile soldu o gülün ışığından. Maşuklar aşığından, analar yavrularından, sevdalılar sevdasından vazgeçti onu görünce. Mecnunlar leylasını unuttu, sevgiliyi ihmal edenlerin yürekleri tutuldu. Kâinat öyle bir gül koktu ki bugün, çirkeflikler bile vicdanını arındırdı bu görkemli kokuyla. Bir sevgili doğdu bu gün yanan yüreklere. Önce canan diyen bir sevgili. Önce kendisine değer verenleri başının üzerinde taşıyacak bir değer doğdu. O hep sevgililerin en sevgilisi olacaktı solmuş kalplerde. Tüm zamanların en mükemmeli ve kâinatın efendisiydi O. Melekler pervane oldu dünya semasında. Kutsadılar dünya ve ahiret evinin merhametli misafirini. Putlar yüzüstü yıkıldı görkeminden. Ateşler söndü ışığının bir damla huzmesinden. Kisranın sarayının sütunları yıkıldı heybet ve azametinden. Güzelliğini görünce ateşler söndü. Dünyaya teşrifinle, havai fişekler patlatırcasına yeryüzüne indi yıldızlar. Pırıl pırıl oldu simsiyah gök kubbe. Melekler sema tuttular evinin damında. İki cihanın efendisi hoş geldin. Ey dünyanın özü, insanların en kâmili. Ey yaratılmışların sultanı, dermansızların dermanı, kimsesizlerin kimsesi; Banu cihan. Dünya onun ahlaki değerleriyle yükseldi. Sevmeyi O öğretti. Aşka istikamet açısını O verdi. Sadece o açının istikametinde yürüyenler erdi gerçek sevdanın sırrına. “-İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş olmazsınız.” Buyurdu. İmanla sevmeyi ve yaşamayı yoğurarak güzellikler deryasını sundu önümüze… Yaşamayı, yaşadıktan sonra ölmeyi, öldükten sonra dirilmeyi öğretti bizlere. Değerlerin en üstünün canana ait olduğunu vurguladı yaşamı boyunca. Önce canan dedi hep. İnsan olmanın ve insanca yaşamanın, dost olmanın ve dostça kalmanın kurallarını yeniden yazdı. Adeta bulunduğu mekânı gülistanlığa çevirdi. Kendisini istemeyen ve sevmeyene dahi iyi muameleyle karşılık vererek, kimsenin yapamayacağı bir tavır sergiledi. Sevgisi ısıttı ve kuşattı tüm kalplerin en uç noktalarını. Şimdi bizde ahir zamandayız ey sevgili. Senin sevginle yanıp tutuşurken, yokluğun yürekleri kor bir alev gibi sarmışken, öteler ötesinden sana sesleniyoruz. Çirkefliğin, her türlü haksızlıkların arttığı bir anda, pusulamızın ibresi şaşkınlığımızı gösterdiği bir anda sesleniyoruz sana. Gel ey sevgili. Susamış gönüllerimizi sulandır kevserin damlalarıyla. Yanan yüreklere serinlik olsun gelişin. Senin teşrifinle son bulsun tüm sığlıklar, bağnazlıklar, bayağılıklar ve tutarsızlıklar. Kutlu doğumlarında saklı güllerin hep seni anlatır bizlere. Ama artık onlarda yetersiz, onlarda yersiz, onlarda sessiz… Bir sen varsın hayatımızda. Senden başka sığınılacak bir liman var mı? Allah aşkına. Nerelerdesin? Sensiz geçen her bir an her bir saniye… Bilmem ki niye? Vuslat yakın olsun artık. Ayrılıklardan bıktık, usandık. Bekliyoruz sultanım. Bekliyoruz hem de hiç kimseyiz beklemediğimiz kadar. Biliyoruz ki; sen bekleyenlerini bekletmezsin. Ya kendin gelir ya da yanına alırsın. Alda yanına yanan kalplerimiz, aşkınla ısınsın, kavrulsun, yansın… “Gel ey Muhammed, bahardır. Dudaklar ardında saklı âminlerimiz vardır. Hacdan döner gibi gel, Miraçtan iner gibi gel, Bekliyoruz yıllardır!” Hayatınızı o kutlu nebinin aşkı aydınlatsın, ışıtsın ve ısıtsın. O’nun değer yargıları pusulanız olup şaşmaz bir yörüngeye oturtsun. Binlerce selam olsun kutlu nebiye… Yanında yürüyenlere ve ardından gidenlere… Murat TEKİNALP Yüzünüz Hep Gülsün…
Gönderen: NuRuL-HuDa Tarih: 09.05.2010 Saat: 22:00 (26 okuma)
(yorumlar? | News | Puan: 0)



News: Zeytin Ağacı
Haberler Çiçeklerin açtığı, serin de olsa güneşli sabahlarla uyanılan, küçük yürüyüşler, bahçe yemekleri gibi mutluluk detaylarının gerçekleştirilebileceği bir dönemdir Nisan ayı… Ve şarkılara, şiirlere, filmlere konu olan Nisan yağmurlarına alışıktır Rizeliler. Kutlu Doğum’un bereketinden midir bilinmez , ışıklar içinde bir günü yaşıyordu Rize… Berrak, temiz, dumansız… Neredeyse ılık, şımartıp ısıtan bir güneşin sürpriz sıcaklığını hissederek şehrin en uzun caddesinde süratlice ilerliyorum. Bu caddeler benim için hayallerle ve hatıralarla dolu. Hayalete dönüşmüş hatıralar… Birçoğunun aksine hayaletlerden çekinmem, aksine severim onları. Artık kaybetmiş olduklarıma hala sahip olabilmemi, onlarla konuşabilmemi, onları özleyebilmemi sağlarlar. O kadar fazlalar ki… Bu caddeler hatıralarımla dolu, buralarda gezinirken yıllar içinde ne çok insanı düşündüm. Birçoğu artık ne bir hayal ne de bir hayalet… Yoklar. Kaybedince kaybetmiyorsun belki ama, bir gün unutursan, yüzünü hatırlamazsan, adını söylemek içinde bir kıpırtı oluşturmazsa kaybedersin onları. Unutursan kaybedersin. Unutmak kaybettiriyor. Ama bence zor olsa da unutmamalı insan… Bu şehrin caddelerinde bundan tam yirmi yıl önce boynuma kementle astığım iki yüz altmış gazeteyi sabahın kör saatinde abonelere dağıttığımı ve sonrasında kan ter içinde okuldaki derslere yetişmeye çalıştığım günleri hatırlıyorum. Ve Orta Okul yıllarımı, öğle paydosunda genellikle yediğimiz ve bir daha aynı lezzeti alamayacağıma kesin kanaat getirdiğim ekmek arası domatesleri hatırlıyorum. Kokusunu halen unutamadığım hormonsuz, organik , kızıl domatesleri… Şehrin göbeğindeki Orta Caminin tam karşısında yer alan amele pazarının girişinde camekanlı yeşil el arabasıyla her sabah namazdan sonra tezgah açan ve yüzünden tebessüm hiç eksik olmayan börekçi Hacı Seyfullah amcayı hatırlıyorum. İnternetin hayal bile edilmediği, özel televizyon kanallarının henüz tam faaliyete geçmediği , sade fakat huzurlu geceleri hatırlıyorum. Özlüyorum. Selamlaşmanın menfaate dayalı olmadığı ve ‘’güven’’ duygusunun ‘’aldatma’’ kavramıyla bu günkü kadar bütünleşmediği ahlaki yapıyı özlüyorum. Çok değil, yirmi yıl öncesini düşlüyorum… Bu günü yaşadıkça dünü daha iyi anlıyor, zamanla değişimin faydasından çok zararını fark ediyorum. Ve dünü değil, bu günü unutmak istiyorum. Kaybetsem de yeniden o günleri yaşamak istiyorum. Kaybedince kaybetmiyorsun belki ama, bir gün unutursan, yüzünü hatırlamazsan, adını söylemek içinde bir kıpırtı oluşturmazsa kaybediyorsun onları. Geçmişi sadece tatlı veya acı bir hatıra olarak görmemeli insan; yaşadıklarını, sofrasında ‘’maydanoz’’ değil, ana ‘’mönü ‘’ yapmalı. Cadde boyunca hızla yürümeye devam ederken güneşi kesen yüksek ve heybetli Kültür Sarayı’nın gölgesindeki balıkçı dükkanından gelen müzik sesine kulak veriyorum. Her mevsim tezgahından balık eksik olmayan ve tezgahtarlarının çığırtkanlığıyla caddeye hoş bir harmoni oluşturan ayağı çizmeli balıkçıları ilgiyle izliyorum. Kutlu Doğum haftasının estirdiği o güzelim meltemi ta içerlerimde hissediyor, bilboardlarda asılan o muhteşem Kutlu Doğum programlarını takdirle izliyorum. Peygamberimi, aziz sahabi kadrosunu ve mücadelelerle dolu altmış üç yılını düşünüyorum. Ve salavat getiriyorum ona, şefaatçi olmasını diliyorum. Ve ışıklı bir Nisan gününde peygamber çiçekleri açarken elimde sıkıca kavradığım bavulumla birlikte hızlıca havalimanına doğru ilerliyorum. Gidiyordum. Memleketimden sonra en çok sevdiğim şehir beni bekliyordu … İdeallerimin hayata geçeceğine inandığım o kutlu şehir; İstanbul’un Anadolu’suna ya da Anadolu’nun İstanbul’una doğru koşuyordum. Çocukluğumdan beri eserlerini okuyarak hayranı olduğum ve Padişahları ardınca yürüten, Sultanlar Sultanı Aziz Mahmut Hüdai’ye komşu olacaktım. Mutluydum ve gitmeliydim… Niyetim birkaç zeytin ağacı dikmek ve beyaz güvercinler yetiştirmekti. Bunun için gidiyordum. Ve dudaklarımda ‘’sensin bize bizden yakın’’ hüseyni ilahisiyle bu şehre veda ediyordum… Abdurrahman KARAL Üsküdar Barbaros Camii İmam Hatibi
Gönderen: NuRuL-HuDa Tarih: 09.05.2010 Saat: 21:57 (19 okuma)
(yorumlar? | News | Puan: 0)



News: Yalnızken, kimsin?
Haberler Köylere yaya gidildiği zamanlarda, adamın biri yolda yorulmuş, heybesinden çıkardığı karpuzun birini kesmiş, yemiş. Kabuklardan arta kalan kırmızı kısımlara bakıp, "Desinler ki bunu bir ağa yemiş." deyip, kabukları bir kenara bırakmış. Sonra yan gelip yatmış. Biraz sonra kalkıp, kabuklardaki kırmızı kısımları iyice kazımış. Beyaz kabukları bırakırken, kendi kendine söylenmiş: "Desinler ki yanında bir de hizmetkârı varmış." Yorgunluk kolay çıkmaz. Ağacın altında uzanmış kalmış. Bir de doğrulmuş ki vakit epeyce ilerlemiş. Bu arada terleyip susamış da... Yine kabuklara bakmış ve başlamış yemeye... Hem yiyip hem söylenmiş: "Desinler ki bir de eşeği varmış." İşte yalnız kalan bir insan kendini üç şekilde değerlendirmiş. Buna benzer haller, her zaman herkesin başına gelebilir. Nasreddin Hoca bir gün arktan atlamış ve ayağı çamura batmış. "Ah gençlik ah!" diye iç geçirmiş. Etrafına bakmış ki kimse yok, demiş ki: "Gençken de atlasaydım, yine bu çamura batardım." Yalnızken kendimize karşı samimi olabiliriz. Kendimizi daha iyi tahlil eder, "Ben buyum!" diyebiliriz. Başkalarıyla birlikte işlenen günah, yalnızken insanı rahatsız edebilir. İşte bu rahatsızlık duyuluyorsa, o insanda vicdan adına bir şeyler vardır. Aksi halde vicdan temizliği, meyhanenin temizliğinden farksızdır. Müslüman ise yalnızken kendini yalnız bilmemelidir. Saçlarının, tırnaklarının uzadığını düşünmeli, organlarının çalışmasına kulak vermelidir. Kendisiyle yakinen meşgul olan birisinin olduğunu anlamalıdır. Günahını O'na itiraf etmeli, bir daha yapmamak üzere tövbe etmelidir. Şunu unutmamak lazım; bütün feryat ve figanlar, ruhun kabul etmediği hallerden doğar... Bana göre bugünkü Müslümanlar, mutlaka yalnız kalmaya çalışmalıdır. Çünkü insan yalnızken ne ise, neyle meşgul oluyorsa, nasıl düşünüyorsa, o insan odur! Yalnızlık, insanın aynasıdır. On sene uzlete çekilen Gazali'yi, Emir Sultan'ı düşünün. İki sene hücre hapsinde tek başına kalan Said Nursi... "Peygamberimiz dünyadan gitti, ben bu dünyada gezip tozamam." deyip bir mağaraya çekilen, senelerce o mağarada yaşayan Ahmed Yesevi hazretleri... Tabii o insanların manevi makamları öyleydi. Bugün bir şahıs, imkânı ve vakti olduğu halde 24 saat evden çıkmasın bakalım ne oluyor... Kendini cemiyetin tesirinden kurtarıp, Allah'ın hâkimiyetine sokmaya çalışmak, evvela kendine karşı samimi olup, kendi derdini teşhis etmek, tövbe neşteriyle, ibadet dermanıyla, ilim maharetiyle tedavi olmaya çalışmak, kendini kurtarmaktır. İ.HEKİMOĞLU
Gönderen: NuRuL-HuDa Tarih: 09.04.2010 Saat: 23:15 (21 okuma)
(yorumlar? | News | Puan: 0)



News: Her kar tanesi, Allah'ın gönderdiği bir mektuptur...
Haberler Kar yağıyor tane tane... Nakış nakış işlenmiş, biçim biçim süslenmiş... Karlar, yüzlerce metreden gelir, hem de salına salına... Kim işler bu taneleri? Kim süsler her yeri? Acaba ne diyor bu şekiller? Kim açacak bu perdeleri? Yağmurların dizginini elinde tutan, karın dizginini de elinde tutuyor. Atın dizginlerine sahip olan bir arabacı, arabasını nasıl istediği yere sevk eder, aynen öyle de bulutları rüzgâr atına bindiren, onun dizginini tutan, yükseliş ve alçalış mesafelerini ayarlayan, bir de kar tanelerini hem tane tane yağdıran, hem bunların birbirine yapışarak çığ gibi başımıza düşmesini önleyen, hem de düşen kar tanelerinin her birini süsleyen de, Sani-i Kerim olan Allah'tır... Kar yağdığı sıralarda siyah bir mukavva hazırlayınız ve hazırladığınız bu mukavvayı karın altına uzatınız. Yağan kar tanelerine büyüteçle bakınız. O zaman altı köşeli, sekiz köşeli kar taneleri göreceksiniz. Ayrıca bir genç kızın çeyizine işleyeceği nakışların bu kar taneleri üzerinde bulunduğunu da göreceksiniz. Kar tanelerine ait yazı ve resimler mecmualarda bol bol yer alıyor; bir bakın bakalım, Allah'ın sanatı nasılmış? Wilson A. Bentley 1885'te kar tanelerinin fotoğraflarını çekmiş. Bunun için elli sene soğuğa ve çetin hava şartlarına göğüs germiş. En büyük problem, kar tanelerinin fotoğrafını çekebilmek için, onların kalıbını almak... New York Üniversitesi Atmosferik İlimler Araştırma Merkezi Müdürü J. Schaefer bu işi halletmişti. Bulunan kimyevi maddelerle kar tanelerinin kalıpları alınıyor, mikroskop altında inceleniyor ve fotoğrafları çekiliyor... Bentley 1931 yılında 2000 kadar kar resmini hazırlayıp, neşretmiş. Sonuç: Hiçbir kar kristali birbirine benzememektedir! Yağmakta olan kar tanelerini alıp inceledikçe yeni yeni şekiller görmek mümkün. 18 santimetrekarelik bir kar alanının kalınlığı 25 santim ise burada bir milyondan fazla kar tanesinin olduğu düşünülürse ve bu kar tanelerinin de birbirine benzemediği hatırlanırsa, meselenin ciddiyeti kendiliğinden anlaşılır. Bu kadar kar tanesi ve bir o kadar şekil... Sanatkârı takdir etmemek elde değil! Kar tanelerindeki nakışlara bakınca, bir dindar şahıs çıkıp, "Her kar tanesini yere indiren bir melek vardır" dese, itiraz edemeyiz. Kar, bazen sulu sepken, bazen fırtınalı yağar. Tipi, oldukça korku salar. Kurt, dumanlı havayı severmiş. Fakirler, tipide donar. Fakat kışın soğuğu, fırtınası, çatık suratı ötesinde baharın çiçekleri ve bereketi vardır. İ.Hekimoğlu
Gönderen: NuRuL-HuDa Tarih: 09.04.2010 Saat: 23:11 (22 okuma)
(Devamı... | 2458 byte kaldı | yorumlar? | News | Puan: 5)



20 Yazı (4 Sayfa, 5 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 ]
Site Ziyaretcileri

Üye Olun
Kayıp Şifre

 
Üyelik:
Etkinleştirme: 0
Toplam Üye: 138
Son Üye: nurli

Şu An Bağlı:
Misafir(ler): 11
Üye(ler): 0
Toplam: 11
Radyo İstek

Only registered users can shout. Please login or create an account.
Resim Gallerisi

kedicik3.jpg
tavsan2.jpg
islamderyasi.com cuma1 ı.jpg
V050.jpg

Photo Gallery
Haberler
Thursday September 9th

'Latest Articles' ©PowerNuke



islamderyasi Haberler:

· İnşirah...
[ 0 yorum ]
[ 40 okuma ]

· Bekliyoruz...!
[ 0 yorum ]
[ 26 okuma ]

· Zeytin Ağacı
[ 0 yorum ]
[ 19 okuma ]

· Yalnızken, kimsin?
[ 0 yorum ]
[ 21 okuma ]

· Her kar tanesi, Allah'ın gönderdiği bir mektuptur...
[ 0 yorum ]
[ 22 okuma ]



[ More News ]
Dosyalarimiz
Toplam Dosya: 0
Toplam Kategori: 0
Toplam İndirme:
Toplam: B

Yeni Dosyalar

Popüler Dosyalar
Esmaul Husna


"O, yaratan, var eden, sekil veren Allah'tir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun sanini yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.(Hasr-24)"


ALLAH
(Varligi zorunlu olan ve bütün övgülere layik bulunan zatin özel ve en kapsamli adi)


RAHMÂN
(Bagislayan, esirgeyen)


RAHÎM
(Aciyan, esirgeyen)


MELIK
(Görünen ve görünmeyen alemlerin sahibi)


KUDDÛS
(Her eksiklikten münezzeh)


SELÂM
(Esenlik veren)


MÜ'MIN
(Güven veren, vaadine güvenilen)


MÜHEYMIN
(Kainatin bütün islerini gözetip yöneten)


AZÎZ
(Yenilmeyen yegane galip)


CEBBÂR
(Iradesini her durumda yürüten, yaratilmislarin halini iyilestiren)


MÜTEKEBBIR
(Azamet ve yüceligini izhar eden))


HÂLIK
(Takdirine uygun bir sekilde yaratan)


BÂRI'
(Bir model olmaksizin canlilari yaratan)


MUSAVVIR
(Sekil ve özellik veren)


GAFFÂR
(Daima affeden, tekrarlanan günahlari bagislayan)


KAHHÂR
(Yenilmeyen, yegane galip)


VEHHÂB
(Karsilik beklemeden bol bol veren)


REZZÂK
((Bedenlerin ve ruhlarin gidasini yaratip veren)


FETTÂH
(Iyilik kapilarini açan, hakemlik yapan)


ALÎM
(Hakkiyla bilen)


KÂBID
(Rizki tutan, canlilarin ruhunu alan)


BÂSIT
(Rizki genisleten, ruhlari bedenlerine yayan)


HÂFID
(Alçaltan, zillete düsüren)


RÂFI'
(Yücelten, izzet ve seref veren)


MUIZ
(Yücelten, izzet ve seref veren)


MÜZIL
(Alçaltan, zillet veren)


SEMI'
(Isiten)


BASÎR
(Gören)


HAKEM
(Son hükmü veren)


ADL
(Mutlak adalet sahibi, asiriliga meyletmeyen)


LATÎF
(Yaratilmislarin ihtiyacini en ince noktasina kadar bilip sezilmez yollarla karsilayan)


HABÎR
(Her seyin iç yüzünden haberdar olan)


HALÎM
(Acele ile ve kizginlikla muamele etmeyen)


AZÎM
(Zatinin ve sifatlarinin mahiyeti anlasilamayacak kadar ulu)


GAFÛR
(Bütün günahlari bagislayan)


SEKÛR
(Az iyilige çok mükafat veren)


ALÎ
(Izzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, askin)


KEBÎR
(Zatinin ve sifatlarinin mahiyeti anlasilamayacak kadar ulu)


HAFÎZ
(Koruyup gözeten ve dengede tutan)


MUKÎT
(Bedenlerin ve ruhlarin gidasini yaratip veren, bilip gücü yeten ve koruyan)


HASÎB
(Kullarina yeten, onlari hesaba çeken)


CELÎL
(Azamet sahibi)


KERÎM
(Fazilet türlerinin hepsine sahip)


RAKÎB
(Gözetleyip kontrol eden)


MÜCÎB
(Dileklere karsilik veren)


VÂSI'
(Ilmi ve merhameti herseyi kusatan)


HAKÎM
(Bütün emirleri ve isleri yerli yerinde olan)


VEDÛD
(Çok seven, çok sevilen)


MECÎD
(Sanli, serefli)


BÂIS
(Ölümden sonra dirilten)


SEHÎD
(Her seyi gözlemis olarak bilen)


HAK
(Fiilen var olan, mevcudiyeti ve uluhiyyeti gerçek olan)


VEKÎL
(Güvenilip dayanilan)


KAVÎ
(Her seye gücü yeten, kudretli)


METÎN
(Her seye gücü yeten, kudretli)


VELÎ
(Yardimci ve dost)


HAMÎD
(Övülmeye layik)


MUHSÎ
(Her seyi tek tek ve bütün ayrintilariyla bilen)


MÜBDI'
(Ilkin yaratan)


MUÎD
(Tekrar yaratan)


MUHYÎ
(Can veren)


MÜMÎT
(Öldüren)


HAY
(Ebedi hayatta diri)


KAYYÛM
(Her seyin varligi kendisine bagli olup kainati idare eden)


VÂCID
(Diledigini diledigi zaman bulan bir müstagni)


MÂCID
(Sanli, serefli)


VÂHID
(Bölünüp parçalara ayrilmamasi ve benzerinin bulunmamasi anlaminda tek)


SAMED
(Arzu ve ihtiyaçlari sebebiyle herkesin yöneldigi ulular ulusu bir müstagni) 


KÂDIR
(Her seye gücü yeten, kudretli)


MUKTEDIR
(Her seye gücü yeten, kudretli)


MUKADDIM
(Öne alan)


MUAHHIR
(Geriye birakan)


EVVEL
(Varliginin baslangici olmayan)


ÂHIR
(Varliginin sonu olmayan)


ZÂHIR
(Varligini ve birligini belgeleyen birçok delilin bulunmasi açisindan asikar)


BÂTIN
(Zatinin görülmesi ve mahiyetinin bilinmesi açisindan gizli)


VÂLÎ
(Kainata hakim olup onu yöneten)


MÜTEÂLÎ
(Izzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, askin)


BER
(Iyilik eden, vaadini yerine getiren)


TEVVÂB
(Kullarini tövbeye sevkeden ve tövbelerini kabul eden)


MÜNTAKIM
(Suçlulari cezalandiran)


AFÜV
(Hiçbir sorumluluk kalmayacak sekilde günahlari affeden)


RAÛF
(Sefkatli)


MÂLIKÜ'L-MÜLK
(Mülkün sahibi)


ZÜ'L-CELÂLI ve'l-IKRAM
(Azamet ve kerem sahibi)


MUKSIT
(Adaletle hükmeden)


CÂMI'
(Toplayip düzenleyen, kiyamet günü hesaba çekmek için mahlukati toplayan)


GANÎ
(Her seyden müstagni, kendi disinda her sey O'na muhtaç)


MUGNÎ
(Zenginlik verip tatmin eden)


MÂNI'
(Dilemedigi seyin gerçeklesmesine müsaade etmeyen, kötü seylere engel olan)


DÂR
(Zarar veren)


NÂFI'
(Fayda veren)


NÛR
(Nurlandiran, nur kaynagi)
 
 


HÂDÎ
(Yol gösteren, murada erdiren)


BEDÎ'
(Esi ve örnegi olmayan, sanatkarane yaratan)


BÂKÎ
(Varliginin sonu olmayan)


VÂRIS
(Varliginin sonu olmayan)


RESÎD
(Bütün isleri isabetli ve hedefine ulasici, irsad edici)


SABÛR
(Çok sabirli)


©TRNuke.net
ALLAH c.c En Güzel Isimleri

Ezan Saati
Şu an bu blokta bir sorun var.
Günün Hadisi
Günün Ayeti
İslamderyasiH oşgeldiniz
Misafir Hoşgeldin
38.107.191.100
Üye Adı:

Şifre:



İslam Dünyası
Bismillahirrahmanirrahim
 ictihad
 Allah
 Adalet
 Ahir Zaman
 Ahlak
 Aile
 Allah(CC)
 Bakis Acimiz
 Bela ve Musibetler
 Birlik ve Beraberlik
 Buyu Fal Kehanet
 Cami ve Mescid
 Cihad
 Cinler
 Hz Mehdi
 Cinsellik imtihani
 dini Sozler
 Dinlerarasi Diyalog
 Dua
 Dunya
 Duygular
 Evrim
 Faiz
 Felsefe
 Fikir Pariltilar
 Gayb
 Hacc Umre
 HaciBektas Veli
 Hayvanlar
 Haramlar
 Hidayet Dalalet
 Hurriyet
 Hutbeler
 Hz_Muhammed
 Hz_MuhammedASM
 Hz Muhammed
 Ibadet
 ilham Vahiy
 ilim
 ilmihal Hanifi
  iman
 insan Haklari
 insan Toplum Aile
 Irkcilik
 islam Musluman
 islamin Tebligi
 Islam Tarihi
 islamToplumMedeniyet
 islamve DigerDinler
 Kader
 Kadin
 Kainat
 Kulluk ibadet
 Kuran
 Kutsal Kitaplar
 Mahrem Konular
 Melekler
 Metafizik
 Hz Ali Naki
 MezhepveMesrepler
 MubarekGunveGeceler
 Muzik ve ilahi
 Namaz
 Nukteler ibretler
 Olum ve Sonrasi
 Paygamberler
 PeygamberimizinHayati
  Ramazan Oruc
 Ruhlar
 Sahabeler
 Sahabeler
 Sebepler
 Seytan
 Siirler
 Takva
 Tarih
 TasavvufveTarikat
 TesetturveTurban
 Tevekkul
 Ticaret
 Varliklardan Allaha
 VatanDevletMillet
 Vehabilik
 Vesvese
 Zaman
 Zekat
 ZulmunDogurduguSoru
 Kufur
Veda Hudbesi
Veda Hutbesi

 

Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahim

EY İNSANLAR!

Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!